30 Ekim 2006

painkiller (oyun)

mekanlar ve atmosfer beklenebileceğin ötesinde iyi, silahlar çok aşırı süper olmasa da epey güzel. `silent hill` gibi bir atmosferi, `serious sam` gibi öldür unut tarzı bir oyuna gömmüşler çok da güzel olmuş. mesela bir ev var, içindeki yaratıklar deli hastalar ve zombiler, karanlık ortamda sadece el lambanızla dibinizde bir zombinin parlayan gözleriyle karşı karşıya gelebiliyorsunuz, gerilim son derece iyi bir şekilde sağlanmış; bereket çok adam geleceği zaman müzik giriyor da altınıza etmiyorsunuz. ruh toplama ve belli bir ruh sayısından sonra milletin ruhunu görüp çok değişik bir moda geçmek de güzel bir düşünce. özellikle kazığı yiyenin ağzına edilmesi ve de bir kılıç darbesi yediğinizde feleğinizin şaşması son derece güzel ayrıntılar olmuş. mekanlar üzerinde gerçekten uğraşmışlar büyük ve mistik olmuş.

yapı kredi internet bankacılığı

eskisinden daha hızlı olmuş ama sanırım milletin girememesinden veya nefret edip kullanmayı bırakmasından olmuş olabilir. şifre kullanıcı kodu vb. ile karmaşa kavramına yeni bir anlam getirmişler. hele ki şifre ve kullanıcı kodu belirlerken koydukları kurallar sanki "biz güvenlik ile ilgili elimizden geleni yapamıyoruz bunu kullanıcının üzerine yıkmak istiyoruz" şeklinde düşünülebilecek kadar kullanışsız olmuş, yok 123 olmucak yok 2 harf yan yana gelmeyecek yok bilmemne, yahu kardeşim alt tarafı şifre belirleyeceğiz, hayatın anlamını veya lost'un sonunu değil; nedir bu karmaşa?

yine de bu şekilde şifre hırsızlıkları minimuma iniyorsa diyeceğim bir şey yok ama şifre ekranındaki yarım sayfa açıklamayı okuyup bir daha bu sistemi kullanmak isteyecek kişi çok zorda kalmış olmalıdır.

yıllardır ikide bir şifre değiştirtmesi yüzünden işlem şifresini bloke etmiş ve 444 0 444'de beklediğim onlarca dakikaya rağmen hiçbir şekilde müşteri temsilcisine bağlanamadığımdan dolayı kısıtlı hale geçmek zorunda kaldım ve bu tamamen işlemeyen bir sistemin sonucunda benim isteğim dışı oldu.

genel olarak neden olduğunu anlamadığım bu internet üzerinden işini halledememe yazılımı koça geçmeden önce de mevcuttu, bu yüzden "geberin böhee koç" demenin yanlış olacağını düşünüyorum. zaten yanlıştı, bu geçiş süresince de bu tip aksilikler ileride büyük ihtimal giderilecektir, sonuçta yapı kredi özel bir banka ve şikayetleri devlet kurumlardan daha çok dikkate alacaktır. benim önerim ya 444 0 444'e bir kaç müşteri temsilcisi daha alsınlar veya bu "işlem şifresini değiştir eyvah patlayacak ama 123 aa içermesin ön koltuk olsun 1 lira olsun rampada dursun halamı göreceğim" olayına daha ciddiyetli bir çözüm getirsinler. mesela iş bankasında iki parola var, şifrenin tarihi dolunca "çabuk değiştir öleceğiz" demiyor da "şifrenizin kullanım süresi doldu nabarsanız yapın" diyor yıllardır.

siz gidin ziraat bankası veya vakıf bankasına derdinizi anlatın da göreyim. bu arada ziraat bankası türkiyenin geçen sene en çok kâr eden bankasıydı bu da ek bir bilgi olsun.

stewie griffin: the untold story (2005)

--- `spoiler` ---
filmin içindeki korsan yayın muhabbetinin daha dvdsi satışa sunulmadan bir kopyasının internete sızması ile kendi içinde acayip bir ironiye sahne olan süper çizgi film. hem illegal kopyanın internete sızdığı ile dalga geçilmesi hem de buna maruz kalması çok ilginç. belki de kendi marifetleridir kim bilir...

en güzel kısımları sansür olayına maruz kalmadığı için küfür ile harmanlanmış kısımları idi bence çünkü herşey serbest bir mantıkla söylenmek istenen direk söylenmiş. özellikle stewie ile ikide bir `fuck` lafını kullanan chris'in şirret karısı arasında geçen diyalog mükemmel olmuş. ayrıca her ne kadar bir çok kesimden aşırı tepki alacak olsa da isalı kısım komik olmuş. dediğim gibi, söylemek veya göstermek istediklerini direk sunduğu için kişişel düşünceler düşünülmeden yapılmış. sadece gülmek için. üzerinde vay efendim isaya hakaret etti demektense üzerinde düşünmemek en mantıklısı. zaten çok bir mesaj verme amacı yok, sadece `eğlence`.

özellikle peter'ın "do you know what grinds my gears? you america, fuck you" deyişi müthiştir, manyaktır.
--- `spoiler` ---

sınırlara hapsolmadan neredeyse herşeyle dalga geçen bu yapım izlenmeli.

28 Ekim 2006

scarface: the world is yours

--- scarface spoiler ---
normalde filmin bittiği yerden başlıyoruz, yani tony montana kişisinin kalbura döndürüldüğü yerde. yalnız doğal olarak tony montana abimiz gebermiyor çünkü o zaman oyun olmazdı. gayet aksiyonlu bir şekilde etrafımızdakilere küfredere küfredere öldürüp kaçtıktan sonra ilk başladığımız yere, sıfıra dönerek imparatorluğumuzu geri kazanarak tüm dünyayı geri almaya çalışıyoruz.
--- spoiler ---

artı yönler:
şimdi ilk olarak müzikler fena değil, özellikle scarface resmi soundtrack i de dinleyebiliyoruz, çatışma ortamlarında bazen çok kaliteli müzikler giriyor. adamları vurarken nerden vurduğumuz hakkında bilgilerin (left kidney, arm vb.) anlık çıkması çok hoş bir ayrıntı olmuş, oyundaki vahşet seviyesi güzel; en azından adamları kurşun manyağı yaparken kanların saçılması vb. ayrıntılar gerçekçi. ben hepsini izlemeye sabredemedim ama gerçekten bir senaryo gibi kurulu oyun ilerleyişi ve oyun ara videoları mevcut. max payne deki bullet time olayı tarzı bir "balls" olayı var güzel düşünülmüş, blind rage ile -nedense battlefield (vietnam ve 2) i hatırlattı bana- kudurup otomatik herkesi öldür moduna geçebiliyoruz. oyunda dikkat edilebilecek birçok detay var ayrıca.

negatif yönler:
oynanabilirlik nedense hiç olmamış gibime geldi, kamera açıları ve "sağ tuşa bas nişan alırmış gibi yap ateş et" olayı ve "tab a bas t ye bas enter a bas bişiler yap" karmaşılığı nedense hiç sarmadı beni. oyunun bence en kötü yönü istediği hayvani sistem gereksinimleri, p4 1.4ghz işlemci 512 ram radeon 9500pro luk bir ekran kartlı bir sistemde 640x480 çözünürlükte hiçbir şey açık değilken aksiyonlu veya büyük mekanlarda oynanamaz bir hal alıyordu; oyunun %2 lik kısmından sonra bu "oynanamazlık" yüzünden sinirden oyunu kaldırdım. bir de o kadar gta tarzı oyun yapmışlar ama komedi gibi "t ye basılı tut bir yerde bırak" tarzı inanılması güç abzürt bir para aklama, polisten kurtulma oyun içi aşaması yapmışlar, o ne öyle yav? çok ciddiyetsiz ve saçma olmuş bence.

sisteminiz elverişli ise ve de oynanabilirliğe alışabilirseniz seve seve oynayabileceğiniz bir oyun olur bence gta 4 veya 5 i beklerken.

25 Ekim 2006

bir hadis

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.

Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.


40 hadis/15

20 Ekim 2006

clerks. (1994)

iki kasiyerin (biri market diğeri video kiralama dükkanı) film boyunca geyik muhabbeti yaptıkları değişik film. bazı diyaloglar güldürse de normal bir izliyeci için öyle geberesiye gülünecek çok eğlenilecek bir "komedi" filmi değil. markete gelenlerin %80-90 ı sigara almaya geliyordu bu da ilginç bir ayrıntı. bir de muhabbetler baya baya +18.

18 Ekim 2006

find me guilty (2006)

herşey bir yana jürinin ne kadar sağlıksız kararlar aldığını gözler önüne serecek şekilde savcının içerde delirip/köpürerek söyledikleri o kadar doğru ki:

--- spoiler ---
biliyor musunuz bugün jürideki
kadından bir laf duydum?

onun için sevimli dedi.

sevimli mi?

bu insanların lanet
olası sorunu nedir?

bu şerefsizlerin ona maliyetinin ne olduğu
hakkında bir fikri var mı acaba?

evinde ya da kızının dairesinde
bir çivi çakılsa...

lanet olası her iş ona bu "sevimli"
adamlar yüzünden daha pahalıya mal oluyor..

beton taşıyan bir kamyon görüyor,
onun için para ödüyor.

lokantadaki çöpler alınıyor,
onun için de para veriyor.

fransa'dan parfüm alıyor,
italya'dan eldiven alıyor.

hepsi için daha fazla ödüyor
sırf bu adamlar yüzünden.

bu şerefsizlerin adam öldürdüklerini
söylemeye gerek bile yok!
--- spoiler ---

film adalet sistemi ne kadar yavşak işliyor çok da güzel göstermiş, aile maile sevgi mevgi hikaye.

17 Ekim 2006

the siege (1998)

terrörizm üzerine son derece güzel bir film. beklenebileceğin aksine "şerrefsiz teröristler züper amerika" ekseninde değil. terrör üzerinde birçok sağlam ve ciddi noktaya dokunarak, terörizmin hedefini mümkün mertebe elde etmesi sonucunda neler olabileceği üzerinde durarak gayet güzel noktalara parmak basıyor.

denzel abinin üzerinde durduğu fikirler ve oyunculuklar son derece kaliteli. 11 eylül 2001'den önce çekilmiş olması da ayrı bir ayrıntıdır. bazı yerlerde o kadar geriliyorsunuz ki terör beyaz perdeye iyi yansıtılmış.

gerçekten kaliteli bir film.

16 Ekim 2006

Six Feet Under Sonu

Six Feet Under Sonu (müzik süper: sia-breathe me)

dinlence

bugünkü parçalar:
Mission Impossible 3 Soundtrack parça 12 - Bridge Battle
Sia - Breathe Me

french kiss (1995)

1995 yapımı şirin bir film. özellikle meg ryan'ın "hayatım boyunca kendimi bu tip bir durumdan korumak için uğraştım ama ahanda bak işte budur halim" şeklindeki uyanışı, en sonunda olayları akışına bırakması ve luc'un köyündeki ortam (üzüm bağları, yeşillik) filmdeki kaydedeğer ayrıntılardandır. yalnız meg ryan'ı terk eden dallama ve terk ediş şekli zorlama gibi sanki. yine de hoş izlenebilir bir seyirlik olmuş, şirin.

grandma's boy (2006)

büyükanneyi `everybody loves raymond`'daki ray'ın annesi rolündeki bayan oynuyor. güzel başlasa da bir yerden sonra çok bayarak olmaz olsun böyle kendisine komedi filmi diyen yapım dedirtiyor. "kafan güzelken çalışılmaz ki anca oyun oynanır ahaha" abzürtlüğünde geçmesi de cabası. bayık bir film hakkaten.

bir de uyuşturucuyu özendirmeye çalışıyor, özenmicem kardeşim uyuşturucu iyi bir şey değil anasını satayım nedir bu kasış bu kadar hayret birşey.

14 Ekim 2006

naomi

"family safe internet" ana fikri ile yazılmış ve freeware internet content filtering yazılımı.

Burdan ücretsiz indirilip kurulabilir. türkçe dil desteği de mevcut. mesela porno.com yazdınız enter a bastınız çat diye kapatıyor o pencereyi. özellikle çocukların internette hoş olmayan şeylerle karşılaşmalarını engellemek için güzel bir uygulama.

chelsea

abramovicin akıttığı milyon dolarlar yüzünden "eh işte" bir ingiliz takımı dünya klasında bir ekip olarak hileli sayılabilecek güce erişmiştir. yine de futbolub takım oyunu olduğunu ispat edercesine bu takımın maçları son derece sürprizli skorlara sahne olmuştur. yine jose mourinho ve akan milyon dolarlar etkisini göstermemiş değil. herkes yıldız olsa da bu takım yenilecektir, yenilemez takım yoktur ve son olarak "futbol bir takım oyunudur" bireysel beceriler ve nakit akışı bir yere kadar etkili olabilir.

ha bir de bu takım abramovic adlı hayvani zengin kişinin yeni oyuncağıdır, sıkılıp attığı zaman ne olacak gerçekten merak ediyorum.

fm 2006 yeni yorum

karşı takıma küfredince, birileri hakkında son derece negatif konuşunca profesyonel oluyorsunuz, oyuncunuzun performansını kötü diye medyaya söyleyince oyuncunun favourite staff ına giriyorsunuz ama herhangi bir şekilde iyi konuşup formunu beğendim diyince hırssız dandik oluyorsunuz kimse de sallamıyor sizi oyunda. aklıma ilk gelen şeyin tersini yapınca oyuna göre doğru oluyor. futbol camiası top olmuş da yeni öğreniyoruz sevgili okuyucular, ya ya işte böyleyken böyle.

işin garibi elin 65küsür yaşındaki `alex ferguson` u benimle arkadaş olmak için maymun oldu ama profesyonel olacağım diye adamı tersledim de tersledim. pişmanım, adamın gözü açık gidecek ona yanarım.

13 Ekim 2006

the butterfly effect 2 (2006)

ne oyunculuk bakımından bir şeye benziyor ne de olay akışı anlamından bir halta. bu kadar orijinallikten uzak, bu kadar dallama bir film yapmak için epey kasmış olmalılar. ilk filmi bir daha izleyin ki zamanınız heba olmasın. "ilk filmin popularitesinden bir şeyler kapıp onu nakite çevirebilir miyiz" düşüncesi sonucunda böyle de bir film çekelim demişler kesin. kaçın delice bu filmden.

bu ne lan.

buna (bkz: the butterfly effect)

9 Ekim 2006

7-zip file archiver (freeware)

7-zip

world of south park craft

Burda (22 dakikalık south park bölümü süper)

7 Ekim 2006

Fıkra :D

Bir Fransız, bir Kanadalı, bir de bizim Temel; bilinmeyen bir ülkede, işledikleri ağır suçlardan ötürü idama mahkûm olmuşlar.

Verdiği idam cezalarını imzalarken, ellerinin titreyip titremediğini bilemediğimiz yargıç, önce Fransıza:
- Yargı sırasında, demiş; hal ve duruşunuz olumlu olduğu için, 3 değişik türde uygulanan idam cezalarından, hangisini tercih edeceğinizin kararını size bırakıyorum:
1- Odunların üstünde yakılarak mı, idam edilmek istersiniz?
2- Yoksa giyotinle mi?
3- Yoksa asılarak mı?

Fransız mahkûm:
- Odunların üstünde yakılarak ölmek çok zor, demiş; asılmak da çok çirkin. Ben, kendi geleneğimize de uygun olarak, giyotini tercih ediyorum.

Hemen giyotine götürmüşler Fransızı; giyotin kızağının üstüne yüzükoyun yatırıp bağlamışlar ve kızağı ileri sürerek ensesini, düşecek bıçağın altına getirmişler.
Cellat, bırakıvermiş giyotinin, keskin yönü 45 derecelik bir eğri biçimindeki ağır bıçağını...
Bıçak, Fransızın ensesine bir santim kala durmuş, düşmemiş.
Mahkûm ölmese de, infaz gerçekleşmiş olduğu için, Fransızı serbest bırakmışlar.

Kararı veren yargıç bu kez Kanadalıya sormuş aynı soruları:
- Odunların üstünde yakılarak mı idam edilmek istersiniz; yoksa giyotinle mi; yoksa asılarak mı?
Kanadalı da giyotini tercih etmiş ve giyotinin bıçağı, Kanadalının da ensesine bir santim kala yine durmuş. Kanadalı da serbest bırakılmış.

Sıra gelmiş bizim Temel'e...
Yargıç, Temel'e de sormuş, 3 değişik idam türünden hangisini tercih ettiğini.

Temel:
- Odunların üstünde yanmak çok kötü, demiş; ama sizin giyotin de bozuk... Onun için asılmayı yeğliyorum.

2 Ekim 2006

bir kaç film

boys and girls (2000):
--- spoiler ---
2000 yapımı sonu başından belli olsa da yine de esas eleman ile esas kızın dudak dudağa münasebet kurmasına kadar gayet eğlenceli giden sonra son derece klişe ve dandik biten bol bol san francisco ve golden gate bridge manzaralı film. hiç bir şey beklemeden izlendiğinde bir yere kadar gayet eğlenceli.
--- spoiler ---

sunset boulevard (1950):
başroldeki adamın tip olarak tom hanks'a benzediği, norma desmond'ı oynayan aktrisin ise rol yapma olayında aştığı, genel olarak durağan temposu ile izlemesi zor; sürüklemeyen bir delirme hikayesi.

osmosis jones (2001):
insan vücudunda yaşayan hücrelerin hayatından bir kesiti (daha doğrusu bir macerayı) anlatan bu çizgi nasıl olmuş da hiç duyulmamış merak ettim. içerisinde bir çok göndermenin yanı sıra, gerçekten değişik fikirler-benzetmeler içeren bu yapım izlenmeye değer.

konunun işleniş tarzı çok tipik olan esasında iyi niyetli olan polis memurunun ve ona yardımcı olmaya çalışan ek kuvvet (hap drix *) polisinin ölümcül bir virüs ile mücadelesi.

nasıl olmuş da gözlerden kaçmış merak ettiğim bu değişik yapımı tavsiye ederim. harika bir yapım sayılmaz ama küçük kardeşlerinizle beraber eğlenceli ve değişik bir film izlemek istiyorsanız ideal. (tabii finding nemo, shrek filan hepsini izlediyseniz) iyi ve değişik bir film.

escape from alcatraz (1979):
kusursuz bir kaçış planı beklerken, gayet abukça lay lay bir şekilde hiç bir sorunla karşılaşmadan o kadar güvenliğe sahip bir adadan elini kolunu sallayarak çıkılabileceğini ileri süren ve utanmadan bi de bunu anlatan film. filmde bir sürü mantık hatası var, nasıl olmuş da klasik olmuş bilinmez.

the godfather part 2 (1974):
kadınlara pislik gibi davranılması ile kafama kazınan film. dikkat edilince film boyu bir erkek egemenliği, erkek üstünlüğü, "oğlumuz olacak değil mi" replikleri ile, kadınlara davranılış biçimleriyle insanı oldukça rahatsız eden, "noluyor lan" dedirten bir filmdir.

oyunculuklar o kadar iyidir ki izledikçe sanki olaylar yanınızda oluyor gibi sürüklenirsiniz, ilginiz devamlı dorukta tutulur. her an birinin ölmesini beklediğiniz için "ulen acaba şimdi kim nasıl ölecek" diye içiniz içinizi yer.

robert de niro ve al pacino benim gördüğüm en mükemmel oyunculuklarını sergilemişler. takdir edilesi, izlenesi, süper bir yapım.

scary movie 4 (2006):
çok fazla war of the worlds üzerine kurulu olmuş. hatta birebir kopyası gibi. daha fazla film ile uğraşılmalıydı. ööle zaman geçirtiyor hiçbir şey beklemezseniz. normal.

it's a wonderful life (1946):
tek kelime ile "müthiş" bir yapım. sinemanın yapıtaşlarından olan bu film frank capra imzası taşıyor. usta bir yönetmen, iyi oyuncular, değişik bir konu ile insanı derinden etkileyen; ruh halini, bakış açısını değiştiren bir film. başyapıt diyenler haklı.

konusunu okuyan bir kişi için "vay çok değişik acaba nasıl" diyerek merak uyandırıyor. daha filmi izlemeden böylece 1-0 önde başlıyor film. filmin son 30 dakikasına kadar "ya acaba konuyu yanlış mı okudum" derken; esas olaylar anlatılıyor aceleyle, hızla, şok ederek gelişiyor. esasında yönetmen bu şekilde doğrusunu yapmış, önce olanlar anlatılıyor, ne kadar önemli olduğu gösteriliyor, gittikçe kötüleşen durum seyirciye hissettiriliyor.

sonunda inanılmaz duygulanıyor insan, gözyaşlarını zor tutuyor. oyunculuk, yönetmenlik, atmosfer, senaryo hepsi süper. "şahane bir film!" herkese çok çok tavsiye olunur.

war of the worlds (2005):
film çekilmiş uğraşılmış, hakkaten başarılı, sağlam sahneler yapılmış. akış sağlanmış (olaylar olurken binlerce soru işareti bıraksa da). gerilim öğresi çok iyi gerçeklenmiş. bir de bakmışlar "ulan iyi güzel çekiyoz da amma para gitti be neyse para kalmadı keselim o zaman biz bunu höt die" demişler ve öyle bitmiş. o filme o son olmamış be spielberg. keşke aceleye getirmeselermiş de süper bir film olsaymış...

--- spoiler ---
ayrıca her ne kadar isminde "war" geçse de "it is not a war, it is an extermination" ifadesi ile akıllara kazınabilecek filmdir.
--- spoiler ---

master and commander:the far side of the world (2003):
"züper ingilizler, ingiltere işgal altına girebilir" temalı parça parça izleyince bile sıkıcı dakikalar yaşatan; aksiyon filmi olarak bakıldığında başarısız bulunabilir, dram olarak bakılırsa bir nebze olaylar ilgi çekici görünebilir, komedi olarak bakarsanız yanlış bakmış olursunuz. tam olarak bitmiyor esasında, ben şahsen bolca mantık hatası buldum belki de benim suçumdur. izlenmezse de bir şey kaybedilmez. (bkz: gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var)

der untergang (2004) ve the punisher (2004)

der untergang (2004):

çok ağır bir atmosfere sahip, insanı sıkan ama ne yazık ki bu atmosferi sağlamak için süreklilikten vazgeçmiş film. sıkılmamak elde değil, bazı kısımlar çok uzun tutulmuş bu da bazı yerlerde filmden kopmanıza sebep oluyor. yine de değişik bir açıdan 2. dünya savaşına bakmak ve savaş sonlarına doğru hitler ve etrafındakilerinin yaşadıklarını görebileceğiniz nacizane bir film. filmin son sahnelerine dek hiç bir müttefik kuvvetinin gösterilmemesi ise ayrı bir dikkat çekici unsur. film tamamen alman bakış açısında ilerliyor.

generallerin nasyonel sosyalizme ve führere sapıkça bağlı olmaları, bir nevi taparcasına hareket etmeleri o durum içerisinde neden o şekilde davrandıklarını açıklar şekilde işlenmiş.

güzel bir film demek isterdim ancak bu kadar boğucu atmosferi yakalamak için izlenilirlikten çalmışlar. requiem for a dream daha da karamsar bir atmosfere sahip olmasına rağmen izlenilebilirliği hiç elden bırakmamıştır.

yeni şeyler görmek, bilgi edinmek için izlenesi belgesel tadında sürükleyici sayılamaz bir yapım.



the punisher (2004)

--- spoiler ---
konu çok tanıdık, süper ajan abimiz son işini yapar ve ailesinin yanına döner fakat kötü adamlar durmazlar ve ailesindeki herkesi öldürürler. esas abimizi de ölmüşten beter ederler. fakat esas abimiz sonra hepsini gebertip, tüm kötülükleri temizleyeceğine yemin eder filan.
--- spoiler ---

klişe konusu ve tipik marvel süper kahramanı olgusu ile amaçsız kavga-gürültü izlemek isteyenlerin seveceği türde bir aksiyon - (artık bayatlamış) drama. vasat bir yapım. albümünde çok güzel şarkılar bulunuyor.

(bkz: punisher tisortu)

theme park inc ve theme park world

theme park world:

yakın zamanda ps2 için de yeni bir versiyonu çıkacak olan bullfrog'un theme hospital gibi bir şeyler kurup, işletmeye yönelik gayet eğlenceli ve değişik bir kendi parkını kurmaca oyunu. sadece kendi parkınızı envai çeşit oyuncak ve alet ile kurmakla kalmıyorsunuz, kurduğunuz ve tasarladığınız oyuncaklara binerek nasıl olmuş test edebiliyorsunuz. oynadıkça bir çok ayrıntılarla karşılaşılarak şaşırılabiliniyor.

windows xp ve 2000lerde sadece bir kere oynadıktan sonra hiçbir hata vermeden windows'a geri dönme sorunu ile ilgili ayrıntılı bilgi, çözüm ve gerekli dosyalar şurdan temin edilebilir: burda

ayrıca (bkz: theme park), (bkz: theme park inc) ve (bkz: sim theme park)


theme park inc:

theme park manager olarak da bilinen 2000 yapımı, kurduğunuz parkın daha çok işletmecilik (finansman, insan kaynakları, müşteri memnuniyeti) ayrıntılarıyla uğraşabileceğiniz, görevleri ile ilerlemeceli theme park oyunu.

ayrıca (bkz: theme park world) ve (bkz: theme park)

simcity 3000 ve simcity 4 hakkında

simcity 3000:

şehir bilgi grafikleri ve harita ekranları harika olan oyun. trafik nerelerde yoğun, nerde çok hırsızlık uğursuzluk oluyor görebiliyorsunuz. ek gelir getirecek fasiliteler (toxic waste fabrikası vb.) koyunca işleri yoluna koyup hayvan gibi büyük şehirler kurabilirsiniz. metro, tren, su altı tüneli, viyadük gibi bir çok enstantane ile gelişen şehrinizin isteklerini karşılamaya kasabilirsiniz. en önemli özellik herkesi mutlu etmenin imkansızlığı aynı gerçek hayattaki gibi. mesela yaşlılar servis isteriz diyorlar, sittir git taksiye bin dediğinizde ise "bir gün sen de yaşlancan görcem o zaman ben seni" diye laf sokuyorlar. komşu şehirlerle bağlantı kurarak çöp anlaşmaları felan yapabilerek para kazanabiliyorsunuz. hatta havaalanını yüksek bir yere kurmazsanız uçaklar kulelere çarparabiliyor. ayrıca disaster ları kapatarak abuk subuk yangınlar ile de uğraşmazsınız. yine de bazen denizin yükselerek kıyıları su basması da ayrı bir gerçeklik katmış. gayet süper bir oyundur sonuç olarak kendileri.


simcity 4:

rush hour ekini de kurunca şehir içinde oynayabileceğiniz ufak tefek görevler var. oyun böylece monotonluktan kurtarılmak istenmiş: mesela araba, helikopter, uçak felan kullanabiliyorsunuz şehrinizde. görevleri başarıp başaramamanıza göre mayor rating'iniz ve paranız değişime uğruyor mesela dr. bilmemnenin mekanını uçurmaya giderken evleri havaya uçurursanız mayor ratinginiz acayip düşüyor. veya becerebilirseniz para felan hediye ediliyor, şehirdeki insanlar size bayılıyor, oh mayor yeah şeklinde insanlarla karşılaşabiliyorsunuz. özellikle arabalı görevlerde yaptığınız yolların ne kadar önemli olduğunu görebiliyorsunuz. benim gibi trafik, sağlık, eğitim, güvenlik manyağı iseniz görevlerde de rahat edebilirsiniz. eğer ufacık sokaklarda trafiğe takılırsanız şehrin yarısını yıkıp otoyol yapmak isteyebilirsiniz.

finans danışmanınız çok panik bir herif 1000doların altına düşünce ağlıyor bağırıp çağırıyor, kırmızı alarm veriyor, şehri satalım kaçalım tarzı beyanatlarda bulunuyor. hatta bir keresinde herkes gitti ben de gidecektim ama odam çok dağınıktı toplamaya üşendim gibisinden birşey dedi.

ekonomiyi dengelemek için local funding leri yeterli seviyeye çekmek ve şehre envai çeşit para getirecek şey eklemek gerekli. misal military base, toxic bilmemne felan. military base almak mantıklı çünkü savaş helikopteri kullanmak böylece mümkün oluyor.