4 Aralık 2006

313. dönem yedek subay sınavı

balıkesir ordudonatım'a 3 aralık'ta ~9:40'da girip ~16:00'da çıktığım sınav. (çok pis birinci tekil şahıs kullandım, hiç güzel olmadı neyse) içeri girerken üzerinizi arayan asker ilk olarak cep telefonu (kesici, delici alet vs.) var mı diye soruyor, varsa alıyor yoksa almıyor (hadi be) bende yoktu, çıkarken de telefonu almak için birbirine lastikle bağlanmış onlarca telefon arasında telefon arayarak beklemedim iyi oldu. sonra kumanya fişi veriyor (çıkarken yemek dağıtımı için gerekli bir kağıt parçası, yemeği almak zorunda değildiniz ama fişi teslim etmek zorundaydınız)

mekan boyut olarak aşmış olduğundan olsa gerek, servise biniyorsunuz, servis sizi kalabalık bir sıranın olduğu bir yere bırakıp gidiyor, "eh madem sıra var o zaman girelim" diyerek giriyorsunuz. sıraya girmeden önce kalem satan bir er var, tükenmez kalemi olmayanlar kalem alsın diye uyarıyor. girdiğiniz sıradan 6şarlı olarak veya ordaki görevlinin keyfine göre (aslında içerisinin doluluk oranına göre) kantin tarzı bir yere alınmayı bekliyorsunuz.

içeri alındıktan sonra 3er büyük kağıt 3er ufak kağıt dağıtılıyor, görevli nasıl dolduracağınızı anlatıyor (şimdi a4 kağıdı büyklüğünde olan kağıdı alın, şimdi onu bırakın diğerini alın tarzı esprili bir şekilde olabiliyor). (bunlar izin ve tebellüğ kağıtları) söylenenlere göre dolduruyorsunuz (ki o kadar dikkat etmeme rağmen ufak kağıtların üçünü de yanlış doldurdum nası becerdiysem, ama kağıtların yenisini istediğimde o asık suratlı "madem askerim niye ters ters bakmıyorum" kişisi (sıkılmıştır, bıkmıştır olabilir) -rütbesi neyse artık- çok birşey demeden yenilerini verdi, hala yaşıyorum yani) sonra askerlik şubesinden verilen büyük zarfı açıyorsunuz ve içindeki askerlik no'nuzu size verilen kağıtlara yazıyorsunuz. sonra size verilen yeni zarflara doldurduğunuz kağıtları koyuyorsunuz. sonra yoğunluktan dolayı bekliyorsunuz. burda evli ve 2 ay sonra çocuğu olacağı halde askere gidecek biri veya muhabbet edecek birkaç kişi ile karşılaştıktan sonra bilgisayardan sizin siz olduğunuzu teyit edilmesini sağlayan bilgisayar karşısındaki kişilerin sırasına giriyorsunuz, sonra belgelerinize bakıp tik atan resmi üniforması olmayan kişilerin (asal görevlileri olabilir, emin değilim) sırasına giriyorsunuz, sonra (normalde) sınava alınacağınız sırada oturtuluyorsunuz (biz rastgele oturduk, yemek arası zamanına geldik diye sanırım). sonra yaklaşık 1-2 (belki de daha fazla beklemekten zaman kavramım karıştı) saat hiçbir şey yapmadan bekledikten sonra kapı tarafında bir hareketlenme üzerine karmakarışık bir sırayla sınav salonuna götürüldük.

sınav salonu yine dehşet bir büyük mekan olduğundan sağdan itibaren sıra ile oturtulduk. sonra sorumlu kişilerden biri "solak var mı, el kaldırsın" diye sordu, oturmuş solaklar kaldırılarak sol tarafı olan koltuklara geçirildi, boş kalan yerler en son oturtulmuş kişilerin yerlerinden kaldırılması ile dolduruldu ve askeri düzen&intizam sağlandı. sonra sırayla herkese aday numarası dağıtıldı ve ilk verilmiş kağıtlarda eksik kalan yerlere bu numarayı yazdık. artık dünyamızın kaderinin buna bağlı olduğunu öğrenip üzerimize iğneledikten sonra sınavı yapıp bir yan binaya yönlendirildik. sınavdan önce de açıklama yapıldı "bu sınavda yaptıklarınıza göre yerleştirileceksiniz, ne kadar çok yaparsanız isteğiniz olan sınıflara gitme şansınız o kadar yüksek olur, ondan herşeyi yanlış falan yapmayın". (sınav les gibi sayılır, 25 sözel 25 sayısal sorudan oluşup bazı zor sorular barındırıyordu) ayrıca optik formdaki yuvarlakları karalarken hayatımızın boşluk karalamakla geçtiğini hissettim ve gelecekte de bu boşluk karalamaya daha ne kadar devam edeceğimizi merak ettim.

yan binada oturtulup sağlık kısmında "28 a a" yazanların ayrılmasını izledik (arızalı, sağlam olarak ikiye ayrılıyormuşuz sanırım), yine beden eğitimi öğretmeni, balık adam, öğretmen vb. varsa çıksın bakayım, üds, toefl, kpds'ye girenler belgeleriyle gelsinler falan filanı dinledikten sonra 3er tane doldurduğumuz izin kağıtlarından birer tane katlayıp cebimize koymamız söylendi yaptık, birer tane de ordaki kırmızı kutuya atın dediler attık. sonra aday numaramıza göre sırayla optik formumuzun tabip tarafından imzalanmasını izleyip, diplomamızın bir nüshasını meraklı gözlerle inceleyen memurumsu bir kişiyi görüp kalan evrakların hepsini zarfa koyup mühürlettikten sonra binadan dışarı çıktık. herkesin işini bitirmesini bekleyip, herkes çıktıktan sonra servislerle kumanya dağıtımına götürülüp, oradan ayrıldık.

tavsiyeler:
-napın yapın yemek arasına denk gelmeyin (ya çok erken ya da öğleden sonra gelin) çünkü yemek arasında beklemekten başka yapılacak birşey yok, ben 9:40'da orda olmama rağmen öğlen 1'de 2'de gelenlerle aynı sınava girdim, evet mal gibi hissetmek mümkün.
-ruhen teslim olduğumdan ve daha önceden bilgili gittiğimden dolayı bazı yerler hariç aşırı sıkılmadım, sonuçta kalabalık bir ortam, işlerin öyle yürümesi kendi içinde kısmen mantıklı.
-balıkesir ordudonatımda kebap askerlik yaptıklarını duymuştum, doğru gibime geldi, ortam rahattı, insanlar makuldü, bazı yerlerde bangır bangır müzik çalıyordu, disko mu askeriye mi bilemedim.
-telefon getirmeyin çok lazım olmayacaksa sonrasında ve öncesinde, gerek yok.
-balıkesir ordudonatım komutanlığı bursa'dan izmir'e giderken balıkesir'e girdikten sonra otogar tabelasının olduğu sapaktan girmeden düz devam edince bir sonraki ışıklardan sağa girilerek 1-2 km gidince sağda bulunan benzinliğin tam karşısında. kendiniz arabayla giderseniz daha kolay ulaşırsınız gibime geldi, çünkü etrafta toplu taşıma adına pek birşey göremedim.

3 Aralık 2006

"indiana jones" serisi üzerine

Raiders of the Lost Ark (1981)
"if you don't go to the movies - you won't see..." gibi niyeti son derece belli bir sloganı bulunan ilk indiana jones filmidir. tamamen gişe başarısı hedeflemesinden ve steven spielberg'in içinde ukte kalmış olan bir "james bond" filmi çekme hevesinden kaynaklanan aksiyon, macera ve komedi olsun; herkes izleyebilsin biz de paralı götürelim ana fikirli gayet başarılı ve eğlenceli bir filmdir.

yalnız film hatalarına hiç dikkat etmeyen biri için bile birçok "oha yuh" dedirtecek sahneleri bulunur. günümüz sinemasının birçok klişesinin temeli olan sahnelere sahiptir ve aksiyon-macera-komedi filmlerinin temelini atmış önemli bir filmdir.


Indiana Jones and the Temple of Doom (1984)
ikinci indiana jones devam filmi olarak bilinse de aslında ilk filmin öncesinde geçen olayları anlatan güzel sahneler ve olaylar içeren ama kısmen başarısız bir filmdir. (ilki 1936'da ikincisi 1935'te geçer) yine aksiyon-macera-komedi üçlüsü mevcuttur fakat artık film aceleye mi getirilmiş yoksa başka birşeyden mi bilinmez, çok özensiz görünmektedir. bu özensizlik filmde neredeyse insanın gözüne sokulan film hataları ile "e yuh artık" dedirtecek noktaya varır. zaten spielberg bunu en içine sinmeyen indiana jones olarak belirtmiştir. yine de sinema tarihinde önemli bir yeri olan bir serinin içinde bulunduğu için durumu kurtarır.


Indiana Jones and the Last Crusade (1989)
kısmen dini motifler katılmış, "kutsal kase"yi aramaya çıkışta babası ile indiana jones'un başından geçen maceraları anlatan üçüncü indiana jones filmi. yine aksiyon-macera-komedi türlerinin hepsini hakkıyla veren başarılı yapımdır. `the da vinci code`'u izlemiş bireyin gözünde konu anlamında yüzeysel kalsa da; akılda kalan sahneleri ve yine indiana jones'un maceradan maceraya koştuğu sürükleyici atmosferi ile kendini izletir. özellikle genç indiana jones'tan şimdiki zamana geçiş sahnesi ve hitlerli sahne son derece başarılıdır. sean connery de şapşal-saf baba rolünü hakkıyla yerine getirmiş, yer yer çok güzel esprilere sebep olmuştur.

Ayrıca 4. film 2008'te "Indiana Jones and the Ravages of Time" veya "Indiana Jones and The Lost Continent" adıyla gösterime girecekmiş. Bilemiyorum film ne kadar başarılı olur ama gişe başarısının olması garanti gibi. Kaynak:bu

waiting... (2005)

clerks'e benzerliği ile dikkat çeken tam ismi "waiting..." olan 2005 yapımı yer yer komik, genel olarak geyik bir film. zaten filmin senaristi ve yönetmeni rob mckittrick (http://www.imdb.com/name/nm1301035/) clerks'in kendisi için esin kaynağı olduğunu söylemiş.

--- spoiler ---
"i guess we should feel some sort of guilt, but she broke the cardinal rule; never fuck with people who handle your food. "

yani;

"asla yemeğinizden sorumlu kişilere ibnelik yapmayın!"

ayrıca sonunda kendini zenci ilan eden jay ve silent bob (ve hatta eminem) bozması iki veledin klibi var sözleri hayvani; rap nereye gidiyor gösteriyor. sözlerinden bir kuple söyleyeyim: "i'll fuck you bitch and i'll fuck your mama"
--- spoiler ---