elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kimsedir. ama ne yazık ki bu tanım gerçek müslümana uyar. eğer birine zarar veriyorsa o kişi zaten müslüman değildir ki, yani sokakta ona buna küfreden (rencide eden) onun bunun karısına kızına sarkan, onu bunu bıçaklayan ve bunu delikanlılık sayan -sokayım öyle delikanlıya da delikanlılığa da zaten- kimseler ne kadar ben müslümanım dese de gerçek müslüman değildir. ne kadar acı ki dinini gerçekten yaşamayan insanlar tarafından "gerçek müslüman" diye bir kavram ortaya çıkmak zorunda kaldı.
ya hayır söyle ya sus.
20 Mayıs 2005
egitim cehaleti alir eseklik baki kalir
içindeki cehalet ve eşeklik kavramlarının çok iyi irdelenmesi gereken söz. çünkü lafın içinde oturmayan, kıpır kıpır "güzel laf ama bir yerde mantık hatası var sanki" diye düşündüren bir şeyler var.
şimdi; tdk ya göre cehalet bilgisizlik demekmiş ve yine aynı tdk ya göre eşeklik "çok anlayışsız ve kaba davranış" demekmiş.
tahsil* dediğimiz olay da kişiyi geliştirmek amaçlı, kişiye -yerine göre- bilgi yüklenmesidir. bilgi güçtür diyip devam edersek, bir kişiye bilgi yüklenmesi ile bazı yönlerde kişinin belli bir vizyon sahibi amaçlanmış ve başarılmış olması kuvvetle muhtemeldir. ama ne yazık ki bilgi dediğimiz şey insanı iyiliklere güzelliklere götürüp süper bir insan olmasına yetmez. zaten yetse idi alanında uzman olan kişiler süper, harika vs. insanlar olur, aralarında iyilikte yarışırlardı.
ama sadece bilgi insanı iyi yapmaya yetmez, insanın iyi olması için başka şeylere de sahip olmalıdır; vicdan, inanç gibi kendisini kötü şeyler yapmaktan alıkoyan şeyler olmalıdır. bunlar bazı insanlarda kendiliğinden geldiği gibi, bazılarında ise mevcut bulunmamakta ve olmayan kişiye de genelde çok zor eklenmektedir.
toparlamaya çalışırsak sadece tahsil insanı "insan" yapmaya yetmez. insanın maddi ve manevi yönleri olduğu için sadece bir yönde geliştirme yeterli değildir, yetmemelidir.
yani neymiş içinde mantık hatası filan yokmuş, o insanın içinden gelen "öğrenmeden önce düşün, o akıl sana niye verildi ulan" adlı kesme isteğiymiş.
düşünmeden öğrenmek yitirilmiş bir emektir. konfüçyüs
şimdi; tdk ya göre cehalet bilgisizlik demekmiş ve yine aynı tdk ya göre eşeklik "çok anlayışsız ve kaba davranış" demekmiş.
tahsil* dediğimiz olay da kişiyi geliştirmek amaçlı, kişiye -yerine göre- bilgi yüklenmesidir. bilgi güçtür diyip devam edersek, bir kişiye bilgi yüklenmesi ile bazı yönlerde kişinin belli bir vizyon sahibi amaçlanmış ve başarılmış olması kuvvetle muhtemeldir. ama ne yazık ki bilgi dediğimiz şey insanı iyiliklere güzelliklere götürüp süper bir insan olmasına yetmez. zaten yetse idi alanında uzman olan kişiler süper, harika vs. insanlar olur, aralarında iyilikte yarışırlardı.
ama sadece bilgi insanı iyi yapmaya yetmez, insanın iyi olması için başka şeylere de sahip olmalıdır; vicdan, inanç gibi kendisini kötü şeyler yapmaktan alıkoyan şeyler olmalıdır. bunlar bazı insanlarda kendiliğinden geldiği gibi, bazılarında ise mevcut bulunmamakta ve olmayan kişiye de genelde çok zor eklenmektedir.
toparlamaya çalışırsak sadece tahsil insanı "insan" yapmaya yetmez. insanın maddi ve manevi yönleri olduğu için sadece bir yönde geliştirme yeterli değildir, yetmemelidir.
yani neymiş içinde mantık hatası filan yokmuş, o insanın içinden gelen "öğrenmeden önce düşün, o akıl sana niye verildi ulan" adlı kesme isteğiymiş.
düşünmeden öğrenmek yitirilmiş bir emektir. konfüçyüs
özel sektör
insanların genelde kesin iş saati olarak 9:00-19:00 arasında eşşek gibi çalıştırıldığı, işler yetişmeyince veya o kişiye gerek duyulduğunda bu sürenin herhangi bir anlamının kalmadığı, haftasonları da dahil olmak üzere; gerçekten çalışılan * ve bazen bunun karşılığı süper üretim, pazarlama veya artan müşteri sayısı olarak alınan iş kolu.
şimdi birileri çıkıp da "işçiyi sömürüyor, devletin iş yapmasını engelliyor" diyebilir. tabii desin en doğal hakkı fikir belirtmek, zaten herkes aynı fikirde olsa hiçbir şey gelişmezdi zaten. ama ülkemizi ele alırsak ve "allah devlet kapısına düşürmesin" diyorsak işte o zaman bu ülkeyi kalkındıracak en önemli şeylerden biri bu iş sahası olacaktır. çünkü gerçekten yeri geldiğinde üreten, ekonomiye pozitif etki eden, yatırım yapan, istihdam sağlarken; devlet dairelerindeki -ne yazıktır ki- bazı memurlarımız çay içip, sohbet ederken, vatandaşı yani kendilerinin maaşını sağlayan kimseleri son derece mağdur durumda bırakmaktadır.
şimdi konuyu toparlamak gerekirse eğer gerçekten doğru yapıldığında bir ülkeye çok şey katacak, ama yine bir insan icadı, insanlardan oluşan yapısı nedeniyle süistimale çok açıktır. -onun bunun akrabası ile dolması misal- ne diyelim, inşallah işleri ehli olanlar yapar da herkes için en iyisi olur.
atatürk'ten bir söz ile bitirelim: "tek bir şeye ihtiyacımız vardır o da çalışmaktır".
şimdi birileri çıkıp da "işçiyi sömürüyor, devletin iş yapmasını engelliyor" diyebilir. tabii desin en doğal hakkı fikir belirtmek, zaten herkes aynı fikirde olsa hiçbir şey gelişmezdi zaten. ama ülkemizi ele alırsak ve "allah devlet kapısına düşürmesin" diyorsak işte o zaman bu ülkeyi kalkındıracak en önemli şeylerden biri bu iş sahası olacaktır. çünkü gerçekten yeri geldiğinde üreten, ekonomiye pozitif etki eden, yatırım yapan, istihdam sağlarken; devlet dairelerindeki -ne yazıktır ki- bazı memurlarımız çay içip, sohbet ederken, vatandaşı yani kendilerinin maaşını sağlayan kimseleri son derece mağdur durumda bırakmaktadır.
şimdi konuyu toparlamak gerekirse eğer gerçekten doğru yapıldığında bir ülkeye çok şey katacak, ama yine bir insan icadı, insanlardan oluşan yapısı nedeniyle süistimale çok açıktır. -onun bunun akrabası ile dolması misal- ne diyelim, inşallah işleri ehli olanlar yapar da herkes için en iyisi olur.
atatürk'ten bir söz ile bitirelim: "tek bir şeye ihtiyacımız vardır o da çalışmaktır".
30 Nisan 2005
kesme
gerçek hayattan bir örnek verelim: şimdi diyelim siz sözlük okuyorsunuz veya oyun oynuyorsunuz, birden mal bir arkadaşınız gelip sizin kafanıza vuruyor siz de doğal olarak yaptığınız işi bırakıyorsunuz ve mal arkadaşınızı dövmeye başlıyorsunuz, ağzını burnunu kırıp kafanıza vurduğuna pişman ettikten sonra kaldığınız yerden işinize devam ediyorsunuz. bu örneğimizde merkezi işlem birimi siz, kesme yi veren kaynak mal arkadaşınız ve kesme geldiğinde yürüttüğünüz işlem yani arkadaşınızı dövmeniz kesme hizmet programı oluyor.
diyelim ki birden fazla mal arkadaşınız var, bu da birden fazla kesme isteyen kaynağınız olduğu anlamına geliyor. tabii bunlar size aynı anda dan dun girişirlerse doğal olarak siz bu "gel beni döv" isteklerine önceliğine göre cevap verirsiniz. bunun için önceliği tabii ki en çok gıcık olduğunuza verirsiniz, en öncelikli kesme kaynağına cevap verdikten sonra sırasıyla önceliğine göre (yani en gıcıktan daha az gıcığına doğru) hepsini bir güzel pataklar işinize geri dönersiniz.
diyelim ki siz en gıcık olduğunuz kişiyi döverken, dünyanın en gıcık kişisi gelip size bir laf söylerse doğal olarak daha o öncelikli olur ve dövdüğünüz elemanı bırakıp dünyanın en gıcık kişisi ne dalarsınız, onu dövüp rahatladıktan sonra dövmeyi bıraktığınız elemana girişmeye devam edersiniz. bu olaylar böyle devam eder.
buradaki örneklerimizden ilki tek bir kesme geldiğinde merkezi işlem biriminin davranışını, ikincisi aynı anda birden fazla kesme isteği geldiğinde mib in halet-i ruhiyesini ve üçüncüsü de bir kesme isteğine cevap verilirken daha öncelikli bir kesme geldiğinde ne yapıldığını anlatmaktadır.
bu bilgiler gerçek hayatta ne işime yaracak diye sormayın efendim, mib böyle davranıyor ben ne yapayım? onu yapan da insanlar olduğu için doğal olarak böyle bir algoritması mevcut.
diyelim ki birden fazla mal arkadaşınız var, bu da birden fazla kesme isteyen kaynağınız olduğu anlamına geliyor. tabii bunlar size aynı anda dan dun girişirlerse doğal olarak siz bu "gel beni döv" isteklerine önceliğine göre cevap verirsiniz. bunun için önceliği tabii ki en çok gıcık olduğunuza verirsiniz, en öncelikli kesme kaynağına cevap verdikten sonra sırasıyla önceliğine göre (yani en gıcıktan daha az gıcığına doğru) hepsini bir güzel pataklar işinize geri dönersiniz.
diyelim ki siz en gıcık olduğunuz kişiyi döverken, dünyanın en gıcık kişisi gelip size bir laf söylerse doğal olarak daha o öncelikli olur ve dövdüğünüz elemanı bırakıp dünyanın en gıcık kişisi ne dalarsınız, onu dövüp rahatladıktan sonra dövmeyi bıraktığınız elemana girişmeye devam edersiniz. bu olaylar böyle devam eder.
buradaki örneklerimizden ilki tek bir kesme geldiğinde merkezi işlem biriminin davranışını, ikincisi aynı anda birden fazla kesme isteği geldiğinde mib in halet-i ruhiyesini ve üçüncüsü de bir kesme isteğine cevap verilirken daha öncelikli bir kesme geldiğinde ne yapıldığını anlatmaktadır.
bu bilgiler gerçek hayatta ne işime yaracak diye sormayın efendim, mib böyle davranıyor ben ne yapayım? onu yapan da insanlar olduğu için doğal olarak böyle bir algoritması mevcut.
24 Nisan 2005
uff
canım sıkıldı yahu. dersler mersler var ama hep yurtta hep yurtta içim sıkıldı yav. yurttan derse dersten yurda, kursa kurstan yine yurda. oy oy insan azıcık gezer değil mi?
hımmm...
hımmm...
23 Nisan 2005
türkiye cumhuriyeti
"kurulması o kadar kolay mı oldu ki yıkılması o kadar kolay olsun" dediğim vatanımızın adı.
bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor...
toprağı vatan yapan üstündeki kandır,
eğer toprak, uğrunda ölen varsa vatandır...
bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor...
toprağı vatan yapan üstündeki kandır,
eğer toprak, uğrunda ölen varsa vatandır...
23 nisan kutlu olsun :)
Herkesin ve tüm çocukların 23 Nisan çocuk bayramı kutlu olsun :) biz küçükken okuldan bizi bursa stadına götürürlerdi, hey gidi günler... elimizde ufak bayrakları sallayarak gezerdik ne günlerdi yav.
lisede de zorla demirtaş meydanına götürürler, gelmeyeni disipline vercez derler hiç bişi de yapmazlardı gelmeyenlere, ben de hep gitmiştim. orta okuldan sonra 23 nisan kutlatmamalı öğrencilere, 15-16 yaşını geçmiş adamın çocuk bayramı ile ne ilgisi olabilir ki yuh yane!
neyse bugün bayrammm erken kalkın çocuklar. çocuklar saf ve temizdirler ne kadar güzel.
haydi iyi günleeeeerr :)
lisede de zorla demirtaş meydanına götürürler, gelmeyeni disipline vercez derler hiç bişi de yapmazlardı gelmeyenlere, ben de hep gitmiştim. orta okuldan sonra 23 nisan kutlatmamalı öğrencilere, 15-16 yaşını geçmiş adamın çocuk bayramı ile ne ilgisi olabilir ki yuh yane!
neyse bugün bayrammm erken kalkın çocuklar. çocuklar saf ve temizdirler ne kadar güzel.
haydi iyi günleeeeerr :)
12 Nisan 2005
kendine aydın diyen kişi
kendini aydınmış gibi göstermeye çalışan kimse. yıllardır sadece belli bir düşünceye sahip kişiler kendilerine aydın sıfatını takıyorlar. hadi bunu geçelim, bir insan kendine ben aydınım, süperim, şahaneyim diyorsa bu noktada bir sorun vardır. aydınlık sadece belli bir düşünceye mensup olmakla olmaz. türkiye tarihi boyunca hep belli bir kitle kendine aydın dedi ve halkı hor gördü. nasıl ben süperim demekle süper veya ben zayıfım demekle zayıf olunmuyorsa, aydınım ben huleen demekle de aydın olunmaz. gerçekten aydın nedir diye düşünülürse, belki olaylara farklı bir yaklaşımla, belki de farklı bir düşünce sistemi ile hem insanlara hem de sorunların çözümüne yararlı olan kişidir. bir kere zaten gerçekten pozitif bir özelliği olan kimse onu açık açık dile getirmez, getirmemelidir de zaten. eğer biri "of be amma süperim lan" derse siktir git bi çay koy derler adama, haklı bir tepkidir de zaten bu. lafla işler yürüseydi tüm siyasetçiler şimdiye kadar türkiye'yi yüzlerce kez kalkındırmışlardı. sen sadece laf üret, hiçbir işe yarama; git ondan sonra bir de bik bik et. yok öyle. gerçekten somut şeylerle gel, yararlı olacak şeyler üret; sonra gel biz sana zaten aydın deriz; işlerini takdir eder destekleriz.
ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
yine sözlükte yazdığım bir yazı;
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kendine+aydın+diyen+kisi/1
ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
yine sözlükte yazdığım bir yazı;
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kendine+aydın+diyen+kisi/1
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)