10 Nisan 2005

semafor (semaphore)

nedense hiçbir kaynakta doğru düzgün anlatıl(a)mamış. herhalde kimse doğru düzgün bilmiyor :P

inceleyin bakalım:
http://en.wikipedia.org/wiki/semaphore_%28programming%29

raporu unutmuşum!

yarına mikroişlemci uygulamaları labının raporunun yazılması lazım, tamamen aklımdan çıkmış iyi bereket hatırladım :)

işletim sistemleri sınavı var çarşambaya çalışmak lazım epey. semaforlar, iplikler, ölümcül kitlenmeleri öğrenmeli. bir de ödevi var zaten onunla da uğraşmak lazım, yalnız uygulamalar baya kasış.

söz uçar yazı kalırmış.

her tarafım ağrıyor :/

hamken maç yapmaktan mı yoksa gece üşüdüm mü bilinmez her tarafım ağrımakta. çok yorgun sayılırım. yalnız yürürken bile kısıtlayıcı oluyor ağrılar. neyse...

9 Nisan 2005

Ran (1985)

her sahnesi fotoğraf çeker gibi özenle çekilmiş süper kurosawa filmi. renkler, mekanlar, karakterler, görsellik, manzara, kostümler, bulutlar, hareketler hepsi ayrı bir özenle kurgulanmış ve gerçeklenmiş. dikkat edilirse her sahne bir fotoğraf gibidir, herşey objektifte olması gerektiği gibidir. insanların iktidar hırsları, şerefsizlikleri, inatları, kısaca insanın başına bela açan özellikleri çok güzel işlenmiş, yansıtılmış. alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste ve yaşlılık kavramları incelenmiş. çok da süper bir film olmuş. diyaloglarından görselliğine kadar herşey müthiş. kurosawa gerçekten bu filmi yaparken çok uğraşmış, hakkaten de sonucunu almış. koskoca şato cayır cayır yakılmıştır. 160 dakikadır, izlemek için sabırlı olmak gerekir ama sadece görüntüleri inceleseniz sıkılmazsınız, hatta sadece diyaloglara dikkat etseniz yine sıkılmazsınız. helal olsun, film dediğin böyle olmalı! çok sağlam, çok!

ekşi sözlükten bir yazım:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ran/@azeroth

bugün maç yaptık

baya yoruldum yav. insan uzun süre maç yapmayınca doğal olarak hamlıyor ve koşamıyor eskisi gibi. hey gidi günler be, zamanında saatlerce maç yapar hiçbir şey olmamış gibi ders felan çalışırdık. demek ki neymiş; insanın gençliği devamlı elinde kalmazmış bundan dolayı yaşlanacağınızı aklınızdan çıkarmadan hareket edilmeliymiş. zaten insan hiç değişmeyeceğini hep aynı kalacağını zanneder.

varsın zannetsin, hayat akıp geçmekte ve geçen her an insandan bir şeyler götürüp aynı zaman da belki de bir şeyler eklemekte.

ha bu arada aç karnına soda içmeyin bence, neden yahu derseniz; hani mineral alayım susuzluğum geçsin diye düşünüyorsanız olmuyor öyle. insanın karnında birşeyler olmalı ki o soda direk insanın midesine hucüm etmesin. pek bir şey yoksa midenizde hemen acıkıyorsunuz, doğal olarak yorgunken acıkmak pek makul değil, ulen şimdi kim yemek hazırlayacak falan diye kendi kendinize düşünüyorsunuz.

havalar ısındı sanırım artık mesela ben bugün kısa kollu gömlekle şok'a gittim, üzerine terledim bile. neyse çimlere felan yatmak lazım boş bir anda, hoş olur sanki.

vay be ne güzel yazdım :) normalde üşenirim veya bulamam yazacak bir şey böyle insan kendini rahat bırakınca ne kadar da güzel yazıyor :) heheh.

kalın sağlıcakla...

8 Nisan 2005

dinlenesi müzik eserleri

Kurtlar Vadisi - Fırtına (Selanik Türküsü)
Paul Westerberg - Stain Yer Blood
Erkan Oğur - Pencereden Kar Geliyor
Funda - Affetmem
No Doubt - Six Feet Under
Metallica - Creeping Death
Ogün Sanlısoy - Düşmez Kalkmaz


iyi dinlemeler...

4 Nisan 2005

Bir Ayet

"Hayır! Gerçekten insan, kendisinin muhtaç olmayacağını zannettiği için azar."

(Alak 7) Kur'an-ı Kerim

3 Mart 2005

futbol denen nane

çağımızın en büyük bölücü hareketlerinden biri. neden derseniz; bir insan olarak makul ve mantıklı düşünelim, hatta eğri oturup doğru konuşalım veya tüm bildiklerimizi bir kenara bırakıp şöyle uzaktan bir bakalım neymiş bu futbol:

bir spor olarak ingilterede çıkan bu nane, bir topun insanların bacakları vasıtasıyla ittirilip kaktırılması, eğlenmek amacıyla vurması, oraya buraya koşturmasından ibarettir. buraya kadar normal, herşey belki de en masum duygularla ortaya çıkarılmış; adı üzerinde sportif aktivitedir bu futbol.

geliştikçe boktanlaşmıştır bu faaaliyet. insanın elini attığı çoğu şeyi kuruttuğu gibi, bu da kendine düşen payı almıştır.

şu anda* insanlar bu faaliyet için birbirlerini öldürmekte, tanımadığı etmediği kişilere küfür etmektedir, bir insan hakkında hiç bir bilgisi olmadığı başka bir insandan sadece rakip takımı sevdiği veya klişe deyişle "o takımı tuttuğu için" nefret etmektedir. sorarım sizlere, kafası sandığı o kocaman et yığınının içinde en ufak bir elektriksel iletim olan bir insan böyle bir şeyi neden yapar? insanlar arasındaki bu nefretin sebebi nedir? belki de tüm bir memleketi uyutmak için böyle fuzuli şeyler ile göz boyanmaktadır. *

bölücüdür diyorum çünkü bölücü ne demektir; insanları zıt kutuplara ayırarak birliklerini bozmaktır. istenen de budur, birliği bozmak. peki birliği bozarsanız nolur? tabii ki birliği olmayan insanları parça parça yok etmek çok kolaylaşır. komplo teorisi gibi gelse bazı şeyler çok açıktır, görülememesinin sebebi hakkında; hiç bir bilgisi olmayan insanların birine sadece fenerli, beşiktaşlı, galatasaraylı diye nefret duymaktan görüş alanlarının kapanmış olmasıdır diye fikir üretebiliriz.

hiç bir insan çıkıp da bu fanatikliği, holiganlığı iyi bir şey olduğunu ileri sürerek, "oh be küfrettim rahatladım" şeklinde savunmamalıdır. insan denilen varlığın mevcudiyetinin amacı bir takım uğruna ölmek veya bir müsabakada rakip takımı yenip kudurmak olmamalıdır.

futbol bir oyundur ve haddini aşmış, insanlar vasıtasıyla iğrençlik haline gelmiştir. futbol insanları bölmekte ve birbirinden nefret ettirmektedir sevgili arkadaşlar, uyanın da kendinize gelin.

"gerekirse x takımı için ölürüz" ne demektir allah aşkına? ne kadar üzerinde kafa yorsam da ben bu iş için bir çözüm bulamamaktayım çünkü hiç bir çıkarı olmadığı halde x takımı için canını verecek, rakip takımın taraftarlarına saldıracak insanlar var. hatta bir hafta boyunca erman, şansal, hıncal çıkıp da yorum yapmaktalar. hadise çok ciddi boyutlardadır, olayın ciddiyeti kavranmalı ve bu oyunlara kanmamalıdır.

birlikten kuvvet doğar.

ekşi sözlük'te yazdığım bir yazı;
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6982221